SIĞINMACI VE DEVE

10 05 2022
385 kez okundu
lemancan@hotmail.com
Ülkem dingonun ahırına döndü.

İpini koparan soluğu burada alıyor.

Ülkeleri başkaları sömürüyor, aç kalan halkı da bizi..

Savaşları başkaları çıkarıyor ama savaştan kaçanlar bize sığınıyor

Daha sayıları bile belli değil.

Soros başta olmak üzere Avrupa ülkeleri “sığınmacılar Türkiye’de kalmalı” diye şak diye emir veriyor, iktidar da tak diye yapıyor.

Ülkemde işsizlik çift hanelerde ve her geçen gün artıyor ama iktidar sığınmacıların işsizliği artırdığına inanmıyor.

Şehirlerde sığınmacı gettoları oluştu.

Bizim mafyalar yetmiyordu Suriyeli mafyalar türedi.

İngilizce tabelalar az gelmişti Arapça tabeladan geçilmiyor.

Okullarda sınıflarımız az kalabalıktı şimdi üst üste oturuyorlar.

Kendi fakirimize bakmaktan acizken ithal fakirlere maaş bağladık.

Sığınmacıların gençleri ülkemde keyif çatarken vatan evlatları onların ülkesinde şehit oluyor.

Taciz ve tecavüz davalarında şah idik şahbaz olduk.

Güya eğitimlileri var dediler doktorları hasta bakıcı gibi.

Vatandaşlık verme ve aşağılık seçim oyunlarından bahsetmiyorum bile.

Polonya’ya sığınan Ukraynalı mülteciler minnet duygularını ifade etmek için şehrin ve parkların temizliğine katkıda bulunuyorlarmış.

Bize gelenler de cebimizi temizliyor.

Hangi ülke tarihinde böyle bir mülteci ve sığınmacı politikası var?

Tüm bu gerçekler ortada iken iktidar ve yandaşları yanlışta ısrar ediyor.

İktidarın “Türk yoktur” diyen profesör danışmanı “Suriyeliler giderse ekonomi çöker” diye akıllara ziyan açıklama yapabiliyor.

Başka bir yandaş ihanette çıtayı daha da yükseltiyor.:

“Suriye’den gelenlere sordum. Diyorlar ki: ‘İlk olarak bizden önce gelenler geldikleri yere gitseler, biz de yol yordam öğrensek, sonra biz gitsek.’ diye yazmaktan utanmıyor.

Densiz bir iktidar milletvekili açık oturumda sığınanlara yapılanları savunmak için muhatabına empati yaptırmaya çalışıyor:

“ Sizin ülkenizde savaş olsa ve başka ülkeye sığınmak zorunda kalsanız size nasıl davranılmasını istersiniz”

Ama cevap kapak gibi:

“Beyefendi biz Türküz! Ya özgürüz ya ölürüz. O soruyu kendinize sorun.”

Kilis’de sığınmacı nüfusu yerli nüfusu geçmiş.

Sessiz işgal devam ediyor.

Çöl bedevisiyle sığınmacı devesinin kaderini yaşıyoruz.

Bedevi çölde gidiyor. Hava bozuyor. Belli ki kum fırtınası başlayacak. Hemen küçük çadırını kuruyor. Devesini de çadırın yanına çöktürüp fırtınayı bekliyor.

Fırtına başlıyor. Bedevi çadırda emniyette. Dışarıda yatan deve bir müddet sonra kafasını çadırdan içeri uzatıp:

-Ya sahip fırtına kötü gözlerimi kulaklarımı korumak için başımı çadıra sokabilir miyim?

Bedevi tereddüt etmeden :

“Tabi olur” der.

Ama fırtına çok kuvvetlidir. Bir müddet daha geçer. Deve:

-Ya sahip hörgücüm de çok acımaya başladı. Gövdemin bir kısmını da çadıra sokayım.

Çadır küçük bedevi düşünceli ama deve de işine yarıyor.

“Tamam” der.

Fırtına şiddetini artırır. Bu sefer deve :

Ya sahip, böyle fırtına görmedim. Kuyruğum kopacak neredeyse. Onu da içeri alayım mı?

Bedevi çadır küçük diye itiraz edecek olur ama devenin yüzündeki ifade itiraz etmesini engeller.

Gir bakalım, sıkışık sıkışık bekleriz.

Deve çadıra girmiştir. Ama kımıldayacak bir santim yer bile kalmamıştır. Fırtına bitmek bilmez. Sonunda deve dayanamayıp:

Ya sahip burada çok sıkıştık kımıldayamıyoruz.

Bedevi;

Ne yapalım sabredeceğiz.

Deve son noktayı koyar:

Ya sahip sen dışarı çıksan da rahatlasak.

Bedevilikte bedevileri bile geçmedik mi sizce?

Sığınmacıları yerlerine göndermek için neyi bekliyoruz?

Devenin bize “Ya sahip sen git” demesini mi?

 

 

 

 

 

 

 

 

Whatsapp
google_160x600