BALKANLILAR NE ‘MUHACİR’ NE DE ‘MÜLTECİ’DİR

16 05 2022
245 kez okundu
kiyikose@devrimgazetesi.com.tr

Rumeli Kanaat Önderleri bir açıklama yaparak son günlerde gündemi sıkça meşgul eden sığınmacı sorununa çarpıcı bir yaklaşımda bulundu: “Milyonlarca -hukuki doğru tarımla- Suriyeli ‘geçici koruma altında sığınmacı’ statüsüyle 10 yıldan fazla süredir Türkiye’de misafir edilmektedir. Bu mazlum insanlar hukuken ‘mülteci’ değildir. Yine uluslararası hukuk ve tarihî bağlamda ‘muhacir’ hiç değildir. Osmanlı Devleti kurulduğu 1299’dan 1516’ya kadar bir Anadolu ve Rumeli devletiydi. Her din ve milletten insanlar güvenle bu topraklar içinde yaşasalar dahi devletin dayandığı ana eksen Anadolu ve Rumeli Türkleriydi. Arap Yarımadası, Kuzey Afrika vb. bölgeler devletimize sonradan katılmış topraklardı. Arap kardeşlerimiz ise kendi topraklarını bugüne kadar hiç terk etmedi ve hep aynı memleketlerinde yaşadı.
TÜRKLER ASLİ VATANDAŞTIR, SIĞINMACI DEĞİL
Emperyalizm ve sömürgecilik çağında 560 yıllık vatanımız Balkanlar’ın 1877-78 ve 1912-13 savaşlarıyla elimizden koparılması ve sonrasında yaşanan sürgün sürecinde dedelerimiz, babalarımız ve bizler, esasen atalarımızın Rumeli’ye yönelik hareket noktası olan Anadolu’da ‘muhacir’ olmak durumunda kaldık. Yaşadığımız süreç hukukî bir kavram olarak ‘muhaceret’ ve aslında sürgün edilen bizler de hukuken ‘muhacir’ idik. Devletin arşiv belgelerinde ve imzaladığımız milletlerarası antlaşmalarda uluslararası hukuka uygun olarak bu haliyle kayıtlıdır. Bizler, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tebaaları ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin aslî vatandaşları olarak hiçbir zaman sığınmacı olmadık. Sadece sınırlar değiştiğinden bayrağımızın dalgalandığı topraklara geri dönmek zorunda bırakıldık. 1804 yılındaki Sırp isyanları ile atalarımıza karşı başlatılan katliam ve mezalim hareketleri dönemin Avrupalı büyük güçlerin açık desteğiyle bağımsızlığını kazandığı ve 1830 yılına kadar soykırım seviyesine ulaşmıştır. Asıl bu tarihten itibaren ise Mora yarımadasında Müslümanlara (millet sistemi insanları dinlerine göre, Müslüman, Ortodoks, Katolik ve Yahudi milleti olarak sınıflandırıyordu) uygulanan sistematik katliamlar, bir rol model olarak tüm Balkanlarda milletimize 100 sene boyunca uygulanmıştır. Balkan Savaşları’nda ve I. Dünya Savaşı sırasında devam eden ‘Türk soykırımı’, 1989 yılında Bulgaristan Türklerinin asimilasyonu, 1992-95 yıllarında bütün dünyanın gözü önünde ve Avrupa’nın göbeğinde Bosna soykırımı ve 1999 yılındaki Kosova savaşına kadar devam etmiştir. Medenî ve insan hak ve hürriyetlerine saygılı olduğunu iddia eden Avrupalı güçler bu duruma karşı hep sessizdir.
Gerek Osmanlı ve gerekse cumhuriyet döneminde yapılan antlaşmalarla Rumeli-Balkan Muhacirlerinin hukuku hep gözetildi ve belli şartlara bağlandı. Son günlerde ülkemizin bazı siyasetçileri, fikir adamları, basın ve medya mensupları; ‘Suriyeli Sığınmacı’ ve ‘yasadışı düzensiz göçmen Afgan Vatandaşlarıyla’ tarihten bugüne aynı tarihi ve kaderi paylaşan Anadolu ve Rumeli’nin asli vatandaşlarını aynı kefeye koyup, mukayese etme gafletinde bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ve tüm dünyada yaşayan biz Rumeli-Balkan Kökenliler, iç tüketime yönelik siyasetin bir figürü haline getirilerek incitilmek, misafir kardeşlerimizle mukayese edilme yanlışında misal olmak istemiyoruz. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; ‘Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani düşmanla sonuna kadar dövüşenler, çekilen ordunun ricat hatlarını sağlamak için kendini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir. Muhacirler kaybedilmiş topraklarımızın aziz hatıralarıdır.’
ÜLKE İÇİ GÖÇ…
Ne tarihî, ne uluslararası hukuk, ne sosyolojik, ne de reel-politik olarak Suriyeli veya diğer bölgelerden gelen misafirlerimiz Rumeli-Balkan Muhacirleri (veya dildeki değişim ile göçmenleri) ile bir değildir, mukayese edilemez. Bizler Rumeli’ye zaten Osmanlı İmparatorluğu tebaası olarak gittik ve dönemin stratejik tercihleri doğrultusunda gönderildiğimiz Rumeli’den tekrar aynı kimliklerimize döndük, bizim hicretimiz bir ülke içi göçten ibarettir. Mağdur olan Suriyeli kardeşlerimiz ise burada misafir ve bir gün geri dönecekler ümidindeyiz. Bu zorunlu açıklama, son günlerde tarih ve uluslararası hukuk bilgisinden yoksun, kötü niyetli açıklamalara genel bir cevap niteliğinde olup bir gündelik siyasi açıklama değil, insan hak ve hürriyetleri çerçevesinde bir duruşun ifadesidir.
RUMELİ KANAAT ÖNDERLERİ
Atilla  Baykal, Dr. Mehmet Müezzinoğlu, Lütfullah Kayalar, Alaaddin Büyükkaya, Recep Altepe, Melek Aras, Burhanettin Hakgüder, Bihlun Tamayligil, Prof. Dr. Adem Fazlıoğlu, Prof. Dr. Tamer Dodurka, Önder Matlı, Selman Yenigün, Süheyl Çobanoğlu, Akkan Suver,  Bahri Sipahi,  Mükremin Duygun, İsa Kayım, Salih Akgül, Bayram Vardar,  Metin Edirneli.
/////
ÇİFTÇİNİN İTHAL KARPUZ İSYANI!
CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin, Türkiye karpuz üretiminin yüzde 25’ini karşılayan Adanalı üreticinin erkenci dönemde ithal edilen karpuz nedeniyle büyük darbe yediğini vurguladı. Adana’daki karpuz tarlalarında üreticilerle bir araya gelen Dr. Şevkin, çiftçinin haklı isyanıyla karşılaştı ve şunları söyledi: “Adanalı karpuz üreticisi zor durumda. Girdi maliyetleri çok yüksek. Bu nedenle karpuz üretiminde yüzde 30 daralma yaşanıyor. Çünkü fidenin fiyatı 2 katına, gübrenin fiyatı 4 katına çıktı. Tam da turfanda karpuzun yetişeceği dönemde ne yazık ki her yıl yapıldığı gibi bu yıl da yurtdışından karpuz ithal ediliyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye çiftçisinin yanında olacağına yabancı çiftçiye kazandırmaya devam ediyor.”

 

Whatsapp
google_160x600