ÜLKEMİZDE SENDİKALAŞMA DRAMI

04 01 2021
785 kez okundu
aydinliddo@gmail.com

Çorum’da bir fabrikada DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına üye olan 90 işçi işten atıldı. İşten atmalara tepki gösteren Birleşik Metal-İş, işçilerin sendika hakkının tanınmasını istiyor.

7 Aralık’tan beri sendikal haklarının tanınması için fabrika önünde bekleyen işçiler, temsilcileri Abdurrahim Birin’den aldığımız bilgiye göre, son aya ait aylıklarını da alamadılar. Mağduriyetin bin türlüsünü yaşayan işçiler, yasal haklarının tanınması için bir aydır canla, başla direniyorlar.

İdari personel dahil 177 kişinin çalıştığı firmada 92 kişi sendikaya üye oluyor. Bunların 90’ı işten atılıyor. Sendikaya üye olan 92 işçiden 90’ının işten atılması elbette rastlantı değil.  Ülkemizin yabanıl (vahşi) kapitalistlerine göre, onlar üreten ve çalışan olmaktan gelen yasal haklarını kullanarak, suçların en büyüğünü işlediler(!) Asgari ücretten veya kimisinin bunun bir tık üstünde aylık almaları nelerine yetmiyordu. Patronun elinin artığı, ay sonunda ne veriyorsa onunla yetinmemiş olmanın ayıbını işlediler(!)

Avrupa Birliği’ne girmek için, Avrupa kapılarında nöbet bekliyoruz. Yönetiminden, hukukuna, patronlarına dek anlayış (zihniyet) olarak ne denli Avrupalılaşabildik; onu hiç sorgulamıyoruz. Yukarıdan aşağıya, hukuksuz bir toplum olup çıktık. Peki, sayın patronumuzun kendisi hangi işveren sendikasına üye? MESS’e. Demek ki sendika, işveren ölçüsünde işçinin de temel hakkıdır, Anayasal örgütlenme hakkıdır. Ne var ki, ülkemizde vur abalıya anlayışı egemen olunca, patronsan ‘hay hay’ işçiysen ‘vay vay’.

***

Düşünebiliyor musunuz; işten atılan işçilerin en kıdemlisi 22 yıllık, en kıdemsizi 1 haftalık. Yani 22 yıllık işçi bir gecede ya düşük performans göstermekten ya da kötü niyetli, ‘ahlaksız’ olmaktan işten atılıyor. 22 yıldır işçisinin alın teri el emeğiyle kalkınan firma, üç kuruş çıkarına dokununca ya da işçi “ben de insanım” deyince hemencecik kapının önüne konuveriyor.

Patronun çıkarına dokununca vicdanlar taş bağlıyor. “Yüreklerin kulakları sağır oluveriyor.” Uygar dünyada işçiler doğal olarak sendikalıdır. Emekçiler sendikalı olunca hiçbir firma batmıyor. Yalnızca kârda azalma söz konusu. Bunun yanında, üreten ve yaratan emekçi de bir ölçüde gönenç (refah) sağlıyor. Bizde olduğu gibi, yabanıl (vahşi) kapitalist ülkelerde bu haklar çok görülüyor.

***
Değerli okuyucular,

Bir anımı anlatmak isterim... Babam çiftçiydi. Yıllarca koştuğumuz bir öküzümüz vardı, iyice yaşlanmıştı, artık sonuna gelmişti. Komşular dedi ki, “Artık bu öküzü keselim.” Babam reddetti. “Yıllarca bu emektar öküzün boynundan ekmek yedik. Gözümün önünde bıçağın altına yatmasına dayanamam.” dedi. Götürüp pazara sattı. O öküzün satılmasına ne denli üzüldüğümüzü hâlâ anımsıyorum.

22 yıllık işçisini sendika istiyor diye kapının önüne koyan patron, son aylıklarını ödemeyip yeni yıla girerken işçisini mağdur eden işveren, işçisine köylü vatandaşın öküzüne verdiği değer ölçüsünde hak vermiyor demektir.

Ne diyelim, ülkemizin kapitalistleri hep alma ağacının dibinde büyümüşler. Verme ağacını ne görmüşler ne duymuşlar. Biraz da vermek söz konusu olunca “etinden et koparmış gibi” feryat ediyorlar. Burjuvazi ve emekçilerin olduğu bir düzende, hiç olmazsa burjuva demokrasisi de anımsamalı. Anayasaya, yasalara ve uluslararası sözleşmelere saygı duyulmalı.
Emekçiler, haklı olmalarından aldıkları güçle hak arayışlarını, çok zor koşullarda sürdürüyorlar ve kazanacaklar kuşkusuz ki.

 

Whatsapp
google_160x600