SABREDİYORUZ

13 10 2020
346 kez okundu
aydinliddo@gmail.com

Müminin görevi, varlıkta şımarmamak, yoklukta sabretmektir. Gerçek mümin, acıyı bal eyleyendir. dedi, Partili Cumhurbaşkanı, Sayın Erdoğan, aynen böyle buyurdular.

Sabır sözcük anlamı; “Acı, yoksulluk, haksızlık vb. üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi, ...” Eğer bir sözlüğü açar bakarsanız karşınıza bu tanım çıkacaktır.

Aslında sadece bu tümce bile bilinçaltında bir itiraf niteliğindedir. Diyor ki Partili Cumhurbaşkanı, “Ben bu ülkeye o kadar acı yaşattım, bu ülkeyi o kadar yoksullaştırdım ve bu ülkeye o kadar haksızlık yaptım ki, tüm bunlar karşısında bana ve bunlara sabır etmekten ve katlanmaktan öte hiç bir şey kalmadı. Sabır diliyorum”

18 yılın sonunda iktidarın ülkesine vaadi sadece sabır oluyor: “Yoksulluğu kaldırdım, işsizliği yendim, ülkeye refah mutluluğu getirdim. Adaleti ve liyakatı doruğa çıkardım. Dolar ve Euro karşısında paramızın değerini korudum. Yolsuzlukların kökünü kuruttum. Yakınımı ve yandaşımı korumadım. Ülkemin her bireyine eşit, adil, tarafsız hizmet verdim.” demiyor.

“Ben bu ülkeye acılar yaşattım, işsizliğin çözümü yok, yoksulluğu kalıcı hale getirdim, haksızlıklar yaptım. Buna katlanın, buna sabredin” diyor. Bu bir bilinçaltı itirafın dışavurumudur.

Ülkemize çektirilen acılar, yoksulluk, yolsuzluk ve haksızlığı yazsak ne kitaplara ne ansiklopedilere sığar. Sadece son bir hafta içinde televizyon izlerken konulan yasakları yazsam bir ipucu verir mi?

Açtım televizyonu tam haberlere odaklandım izliyorum. Sunucu Milli Eniştemiz, Hayırsever İşadamı Reza Zarrap(!) haberini veriyor. Arkadan reji sunucuyu uyarıyor, “Reza Zarrap olayına yayın yasağı geldi, sakın detaya girmeyelim.”

Yine bir haber yorum programında sunucu; Uşşaki Cemaati şeyhi Fatih Nurullah 12 yaşındaki kız çocuğuna istismardan tutuklandığı haberini veriyor. Arkadan reji uyarıyor: “Sakın ha bu konuda RTÜK tarafından yayın yasağı geldi.” Sunucunun dili boğazında kalıyor.

Son olarak geçtiğimiz akşam Tele 1 Televizyonunda, Anında Manşet programı sunucusu Tuncay Mollaveisoğlu şehir hastaneleri konusunu işliyor. Prof. Dr. Duran Bülbül şehir hastanelerinin bir yıllık kirasına bir hastane yapılacağını açıklıyor. Arkadan reji uyarıyor: “Bu konuda RTÜK tarafından yayın yasağı var, konuya girmeyelim, ekran kararmasın.” Konuşmacı “Tamam o zaman isim vermeden konuşalım diyor” ve proğram isim vermeden işaretler yoluyla devam ediyor.

Ülkeyi ‘körler sağırlar, birbirini ağırlar’ söylemine dönüştürdüler. Ülkede özgürlüğün ö’sü, demokrasinin d’si, mutluluğun m’si, hakkın h’si kalmadı.

Haklı olarak halka sadece sabır aşılamaktan gayri bir yol gözükmüyor. Halkımız sabrı dervişler üzerinden çok güzel özetlemiş. Hem de iki şekilde, alimce ve asilce: “Sabreden derviş sabrederken gebermiş.” Soruyoruz 18 yıldır bekleyen Türk halkına gebermeyi mi öneriyorsunuz?

Oysa bu sözün bir başka söylemi daha var: “Sabreden derviş, muradına ermiş.” Fakat bu iktidar sabır süresini çok geçirdi. 18 yıllık sabır az zaman değildir. İktidarın bahsettiği sabır birincisine uyuyor.

Sabır; kendi kendini yiyip tüketmeden yaşayabilmenin tek koşuludur. Beklemektir, umut etmektir, dayanabilmektir tüm zorluklara ve yaşamı göğüslemektir. Zor fakat çoğu zaman sonu huzur ve mutluluktur.

Sabrettik, sabrediyoruz fakat ‘gebermek’ için değil, pandemi döneminde halkına 5 maskeyi veremeyen iktidar, ülkeye huzur ve mutluluk veremez.

Sabrediyoruz ülkeyi tez zaman da, yönetemeyenlerin gidip, liyakat sahibi, laik, demokrat ve uygar şekilde, Cumhuriyet değerlerine bağlı bir iktidarın iş başına gelmesi için…

 

     

 

        

       

 

 

 

       

Whatsapp
google_160x600