NE KA EKMEK, O KA KÖFTE… (2)

15 01 2021
458 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

Hasan Dayı; köydeki en yaşlı birkaç ihtiyardan biriydi ve yaşı yetmiş beşti. Alçak boylu biriydi. Yıllarca omuzunda, nedenini hiç düşünmeden, taşıdığı yüklerden dolayı bacakları pergelleşmişti. Tıknaz vücudunun üzerine yerleşmiş küçük kafasındaki saçlar beyazlaşmış ama hala dökülmemişti. Son yıllarda camiye gitmeye başlaması nedeniyle olsa gerek, yüzünde bıraktığı hafif sakal ona kaçınılmaz bir sempati duyulmasına sebep oluyordu…! Üzerinde toplardamarların belli olmaya başladığı, kısa kalın parmaklı ve hala nasırlardan kurtulamamış eliyle Hıdır’ın arkasına vurarak: “Abe kızan ne derdin var senin” dedi. Köy yerinde herkes bir birinin halini bildiğinden saklamaya gerek yoktu ve Hıdır buğdayı ve de karşılayamadığı borçlarını anlattı Hasan Dayı’ya. Derdini anlatmış ve paylaşmış olmanın verdiği rehavetle hafif gevşemeye başlayan Hıdır’a “Abe kızanın düşündüğüne bak. Abe bi kapıyı kapayan Alla öbür kapıyı açarmış…” diye söze başlayan ve bir zamanlar bir partinin delegeliğini de yapmış olan Hasan Dayı sözlerine şöyle devam etti: “Abe Idır; önümüzde ne var? Seçim var… Seçim nedir? Para demektir. Şimdi mebuslar ortaya çıkacak ve kendilerini seçmemiz için bize para verecekler… Ayrıca; Ükümet de kesenin azını açacak. Eee, elbette bu işlerden senin, benim payıma da bi şeyler düşer beya…!” Kısa bir sessizlik oldu. Hıdır bir cevap vermeyince, Hasan Dayı devam etti: “Abe oylamızı unlara bedava mı vercez? Elbet bunun bi karşılığı olcak. Yoksa bu köye iç uramasınlar valla… Bi sürü aday olcak. Elbet birine senin durumunu açar, derdine bi çare bulmaya çalışırız be kızan! Üzülme, üzülme… Er şeyin bi kolayı vardır…” Bu sözler yerini, Hıdır’ın kafasında tam tamlar çalarken, gene bir sessizliğe bıraktı… Hava sıcak, çok sıcaktı ve Hıdır için kurşun gibi ağırlaşmaya başlamıştı. Bir an göğsünün daraldığını hissederek, derin nefes aldı. Kafasından binlerce soru ve binlerce söz geçti birkaç saniye içinde… Aklından geçenleri Hasan Dayı’ya anlatmak istedi ama onu kırabileceği kaygısıyla vazgeçti. Yutkundu… Boğazındaki düğümü çözdü… Konuşmalıydı… Her şeye rağmen konuşmalıydı… Derin bir göğüs geçirdikten sonra; alçak bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

-          Bak Asan Dayı; bilirsin seni sever ve sayarım. Ama süleceklerimi sakın yanlış anlama…

-          Bilmez miyim be Idır… (Hasan Dayı bunları söylerken burnun ucuna konan karasineği kovmak için elini burnuna doğru kaldırmış ve daha sonra kaçan sineği yakalamak amacıyla başını havaya kaldırarak boşluğa bir tokat atmıştı. Başını kaldırdığında; kamışların sıvanmasıyla yapılan kahvenin tavanından kopan bir parça kuru çamur gözüne kaçmıştı.) Buna sinirlenen Hasan Dayı:  

-          Abe şu kavenin aline bak. Abe ayvan baalasan durmaz burda. Ama biz geliyuz işte… (Dışarıdaki ağaç gölgesinde yatan köpek, onun bu sözlerini anlamışçasına, hafif esneyerek tembel tembel havladı…) Nese, adi anlat bakalım Idır.

-          Bu ne kadar kötü, ne kadar çirkin bir şey bunu anlamayumusun? Siz yıllarca büle yaptınız. İşte geldimiz yer. Ani geçtimiz yıllarda alimiz iyidi? Bi yıl borçlamızı istedile, epimiz apıştık kaldık. Bu mu iyi durum? Oy satmak ne demek? Bunun etini satuyu deye aşaladımız kadınlan yaptıından ne farkı var? Atta onlar sadece kendilene zarar veruyu… Oysa sattımız er oy bütün ülkenin kaderini etkiliyu ve atta tam temsil edilemedimiz için epimize zarar veriyu. Oy namus olmalı… Çok iyi düşünülüp, inanarak verilmeli…

-          Idır ne yani, şimdi bütün yaşadıklamızın suçlusu biz miyiz?

-          İçimden suç sizde değil demek geliyu ama suç sizde be Asan Dayı. Olmadı… Yıllardır beceremediniz ve ep kandırıldınız. Ep küçük esaplar peşinde koştunuzdan, esası bi türlü göremediniz… Gerçi sizlerin bu duruma düşmesine sebep olanlar da en az sizin kadar suçlu. Çünküm; onlar kendi iktidarları uruna alkımızı cail bıraktıla… Bak Asan Dayı; partiler oy pusulalandaki ayvan resimlerini kaldırsınlar; bu ülkenin yüzde altmışı oy kullanamaz. Neden dersen? Alkımızın çou da okuma yazma bilmiyu. He yalan mı diyum?

-          Valla duru dersin be kızan. Bizi çok cail bıraktı bunlar.

-          Sona; oylamızı satmasak da biz istedimizi seçemiyozki… Baştakile ne dese, bize kimi derlese unları seçiyoz. Sona da bi türlü meclis veya ükümet bizim olamıyo, oralada temsil edilemiyoz. Yani; bu seçim kanunu mutlaka deişmeli. Ben istedimi seçmeliyim… Demokrasi ona derim ben…

-          Peki be Idır bu düzen demokrasi düzeni diil mi? Siz bilmezsiniz. İnönü bize çok çektirdi…

-          Bu demokrasi isik, yeterli diil. Azımıza bi parça bal çalıp, bırakmışla... Em demokrasi İnönü zamanında başladı ama gelenle onu geliştiremedile… Ep yerimizde saydık. Em iyi ve demokrasi ile yönetilmişsek bu askerle neden darbe yaptı be Asan Dayı? Bu millet; tek silahı olan oy’una mutlak saip çıkmalı ve temsil edilme yollarını aramalı.

-          Bu ükümet de bizi epten de batırdı be kızan…!

-          Ne kızıp, söyleniyonuz? Onları siz seçmediniz mi? Ama; günlük çıkarlanız için oylanızı satıp, mebus seçtinizi zannettiniz…! İşte alimiz… Ben onu bunu bilmem Asan Dayı; NE KA EKMEK, O KA KÖFTE… Benim adım Idır ben bunu bilir, bunu sülerim… Adi bana evvalla…

-          Idır, Idır dur beya nereye gidiyosun? Yani şimdi ülke… Bizim oyla… Yani bizim oyla mı? Idır du be kızan…

-BİTTİ-

 

 

Whatsapp
google_160x600