MEME KANSERİ’NDE ERKEN TANI TEDAVİDE BAŞARI ORANINI ARTIRIYOR

21 10 2020
228 kez okundu
kiyikose@devrimgazetesi.com.tr

Radyoloji Uzmanı Dr. Hikmet Karagüllü ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ dolayısıyla yaptığı açıklamalarda meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekti.
Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda ülkemizde ve dünyada kadınlar başta olmak üzere en sık görülen meme kanserine ilişkin Ekim ayı boyunca yapılan farkındalık çalışmaları dikkat çekiyor. 
. İleri teknoloji görüntüleme cihazlarıyla erken teşhisin de yapılabildiği merkezin doktorlarından Radyoloji Uzmanı Dr. Hikmet Karagüllü meme kanserinde farkındalık ve toplumsal bilinç oluşturmak için hastalığın belirtileri, erken tanının önemi ve tedavi yöntemleri hakkında aydınlatıcı bilgiler verdi.
“TEDAVİDE BAŞARI ORANI ARTTI”
Düzenli kontrollerin ve erken tanının önemine vurgu yapan Karagüllü tedavide başarı oranındaki artışın altını çizdi. “Dünyada her 8 kadından biri yaşamının bir döneminde bu kanser türü ile karşılaşıyor.Dünyada her yıl bir milyon 750 bine yakın kadın meme kanserinden etkileniyor. Ne yazık ki bu sayı giderek daha da artıyor. Ancak meme kanserinin görülme sıklığının artmasına karşılık ölüm oranlarında da düşüş söz konusu. Burada görüntüleme yöntemlerindeki teknolojinin gelişmesi, kadınların ve toplumun bu konuda bilinçlenmesi, duyarlı olması ve farkındalık yaratması, erken tanı için düzenli taramaların yapılması, tedavinin uygulama alanlarına girmesi gibi etkenleri sayabiliriz.
“RİSK FAKTÖRLERİNİN EN BAŞINDA KADIN OLMAK GELİYOR”
Risk faktörlerinden ve hastalığın belirtilerinden bahseden Karagüllü sözlerini şöyle sürdürdü: “Meme kanserinde kadın olmak risk faktörlerinin en başında geliyor. Kişinin ileri yaş olması, birinci ve ikinci derece akrabalarda meme kanseri öyküsü olması, beslenme biçimi, fiziksel aktivitenin azlığı gibi risk faktörlerini sayabiliriz. Ele gelen kitle eşittir meme kanseri değil, meme kanseri eşittir kitle değil. Yani hiçbir şikayeti olmadığı, hiçbir belirti göstermediği halde merkezimizde yaptığımız taramalar sonucu erken tanıda bulunduğumuz hastalarımız oldu. Genel olarak ise meme başında kabuk bağlama, çatlama, çökme, kanlı akıntının olması; memede kızarıklık, portakal kabuğu görünümünün olması, koltuk altında ağrılı ya da ağrısız ele gelen kitlelerin olması belirtiler arasında.”
“HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN DÜZENLİ KONTROLLERİN YAPILMASI GEREKİYOR”
Dr. Hikmet Karagüllü meme kanserinden korunmak için hangi yaşlarda, nasıl bir işlem yapılması gerektiğini anlattı: “20’li yaşlardan 40 yaşına kadar 1 ile 3 yıl arasında düzenli olarak meme cerrahisine gidilmeli. Kişi kendi kendisini elle muayene etmeli ancak ele kitle gelmiyor diye kontrollerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Çünkü biz en çok meme kanserini taramada yakalıyoruz. 40 ile 69 yaş arası her yıl mamografi çekilmesi gerekiyor. 69 yaşından sonra ise, hastanın başka bir rahatsızlığı yoksa meme yoğunluğuna göre 1 ile 2 yıl arasında mamografi çekilmesi gerekiyor. Ailede meme kanseri öyküsü olanlarda ise 35 yaşında mutlaka bir mamografi çektirmeyi öneriyoruz. Örneğin annesinin 40 yaşında meme kanseri öyküsü olan hastalarımızda da 25 – 30 yaş arası mamografi çektirebiliyoruz. Mamografi işleminin yanında ultrason ve MR’ı da mutlaka istiyoruz.


EĞİTİMDE BAŞARISIZLIĞIN NEDENLERİ 
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı eğitimde istenilen başarıyı sağlayamadıkları açıklamasının ardından eğitimde başarısızlığın nedenlerini sıraladı. Sayıştay raporuna da atıfta bulunarak önemli tespitlerde bulunan Geylan, bunun en önemli nedeninin liyakatsizlik olduğunu bildirdi.
18 yıldır tek başına iktidar olunmasına ve eğitim sistemine kayda değer yatırımlar yapılmış olmasına rağmen, yalnızca mensubiyetler üzerinden yönetici kadrosu oluşturulmuş olmasının Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın dile getirdiği istenilmeyen sonucu kaçınılmaz kıldığına vurgu yapan Geylan, okul müdürlüğünden MEB üst düzey bürokrasisine kadar tüm eğitim yönetiminin, sadece liyakat esasına göre ve adalet üzere kurgulanmış bir sistemle tayin edilmesi elzem bir durum olduğunu söyledi.
Türk Eğitim-Sen’in geride bıraktığımız yıl itibariye yaptığı tespitlere göre; ülke genelinde vekaleten görev yapan 185 ilçe milli eğitim müdürünün 148 tanesinin bir sendika üyesi olduğunu, geçici görevli 534 şube müdürünün 434’ünün, 940 proje okulu müdürünün 829’unun yine aynı sendikanın üyesi olduğunu, son iki yıl içerisinde Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un eğitim kurumu yöneticileri için yazılı sınav uygulaması getirmesinden önce Türkiye genelindeki okul yöneticilerinin %75’inden fazlasının da yine aynı sendikanın üyesi olduğunu bildiren Geylan, “Siz eğitim yönetimini sendika/vakıf/cemiyet görünümlü paralel yapılara mahkum bırakırsanız, eğitimi yönetemezsiniz” dedi.
Geylan eğitimde reforma, ehil yöneticilerin iş başına getirilerek başlanması gerektiğine dikkat çekti. 
Genel Başkan açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Sayıştay’ın MEB için düzenlediği 2019 Denetim Raporu’nda göze çarpan bulgulardan bir tanesi de yönetici atamalarında tespit edilen usulsüzlükler.
Raporda, özellikle “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü kadrolarına meri mevzuatın liyakat ve kariyer ilkeleri doğrultusunda öngördüğü şartları taşımayan kişilerin de atandığı görülmüştür.” vurgusuyla önemli tespitler dile getiriliyor.
Aslında Türk Eğitim Sen’in yıllardır gündeme getirdiği gerçekler, bu kez bizzat Sayıştay tarafından ortaya konuluyor.
Raporda, 2018-2019 yıllarında ilçe milli eğitim müdürlüğü kadrosuna asaleten atanan ve Ekim 2019 itibarıyla halen görevde bulunan 127 ilçe müdürünün sadece 38’inin (%30’unun) bahse konu kadroya atanabilmek için gerekli şartları taşıdığı tespit edilmiş. Yani iki yılda asaleten atanan ilçe milli eğitim müdürlerinin %70’i gerekli şartları taşımayanlardan oluşuyor. Ki, aslında bu sorun son iki yılın değil yıllardır devam eden bir sürecin devamıdır. 2018 öncesi atananların da hemen hemen aynı nitelikte olduğunu söylemek de kehanet ve abartı olmasa gerektir.
Bu gerçekler, aslında, önceki gün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın dile getirdiği “18 yılda her alanda tarihi eserlere ve hizmetlere imza attığımızı ama eğitim ve öğretimde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum." tespitinin temel nedenlerini oluşturuyor. Nitekim Sayıştay’ın sözkonusu raporunda dile getirilen “İdarenin yasallığı ilkesine aykırı düşen bu uygulama, eğitim sisteminin verimli, etkin ve sürdürülebilir yönetimini de güçleştirmektedir.” ifadeleri, liyakatsiz yöneticilerle başarının sağlanamayacağını açık şekilde vurgulamaktadır.
Okul müdürlüğünden MEB üst düzey bürokrasisine kadar tüm eğitim yönetiminin, sadece liyakat esasına göre ve adalet üzere kurgulanmış bir sistemle tayin edilmesi elzem bir durumdur.
Aksi taktirde, 18 yıldır tek başına iktidar olunmasına ve eğitim sistemine kayda değer yatırımlar yapılmış olmasına rağmen, yalnızca mensubiyetler üzerinden yönetici kadrosu oluşturulmuş olması Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın dile getirdiği istenilmeyen sonucu kaçınılmaz kılmaktadır.
Siz eğitim yönetimini sendika/vakıf/cemiyet görünümlü paralel yapılara mahkum bırakırsanız, eğitimi yönetemezsiniz. Kamu yöneticisinin sadakat göstereceği yer sadece devlettir. Ancak paralel yapıların yönettiği süreçlerle görev başına gelen yöneticiler ise devlete değil, biat ettiği mahfillere sadakat gösterecektir.
Sayıştay’ın tespit ettiği ilçe milli eğitim müdürlerinin sendikal aidiyeti incelensin bakalım, nasıl bir tablo ile karşılaşacağız. Eminim ki, sürprizle karşılaşmayacağız. 
Sendikamızın geride bıraktığımız yıl itibariye yaptığı tespitlere göre; ülke genelinde vekaleten görev yapan 185 ilçe milli eğitim müdürünün 148 tanesi bir sendika üyesidir. Geçici görevli 534 şube müdürünün 434’ü, 940 proje okulu müdürünün 829’u yine aynı sendikanın üyesidir. Şu son iki yıl içerisinde Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un eğitim kurumu yöneticileri için yazılı sınav uygulaması getirmesinden önce Türkiye genelindeki okul yöneticilerinin %75’inden fazlası da yine aynı sendikanın üyesi idi. 
Özellikle 2014 yılında MEB teşkilat kanununun değiştirilmesiyle birlikte başlatılan mülakatla yönetici atama sürecinde, binlerce eğitim yöneticisi mülakatlar marifetiyle alaşağı edilmiş ve yerlerine yine mülakatlar marifetiyle ve çoğunluğu yalnızca mensubiyetleri üzerinden yöneticiler göreve getirilmiş idi.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı süresince yedi kez Milli Eğitim Bakanı değişmiş ancak ne hikmettir ki, MEB teşkilatını tahakküm altına almış olan malum yapıların etkinliği her dönem değişmeden devam etmiştir. 
Her zaman dediğimiz gibi, siz masa başında en güzel programları hazırlayabilirsiniz, sisteminizi en kamil şekilde kurgulayabilirsiniz, en gelişmiş imkanlarla projelerinizi hayata geçirebilirsiniz; fakat nihayetinde tüm bunların başarısını tayin edecek temel unsur uygulayıcılardır. Okul yöneticisinden üst düzey bürokrasiye kadar bir milyonluk eğitim camiasını yönetecek olan kadronuz yetkin değilse Sayın Cumhurbaşkanı’nın samimiyetle dile getirdiği başarısızlık kaçınılmaz bir sonuç olur.
Aynı nedenlerin, her daim benzer sonuçları doğuracağı temel bir fizik kaidesidir. 
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın özlediği ve ülkemizin hak ettiği eğitimde başarıyı yakalayabilmek için ilk düğmeyi doğru ilikleyeceğiz. İlk düğme ise liyakat esasına göre ve adaletle tanzim edilmiş yönetici atama sisteminin ihdas edilmesi ve eğitim yönetiminin paralel yapıların tahakkümünden kurtarılmasıdır.
Yani “REFORM”, ehil yöneticileri işbaşına getirerek başlamalıdır.
Türkiye bunu hak ediyor…”



 

Whatsapp
google_160x600