MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE

03 08 2020
331 kez okundu
aydinliddo@gmail.com

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Ayasofya'daki ilk cuma hutbesinde “Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” sözleri ile ad vermeden Atatürk’e lanet okudu.

Birlik ve beraberliğe, en çok gereksinimimiz olduğu şu günlerde, dinin sevgi ve hoşgörüye dayalı iletiler vermesi gerekirken; vatanın kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk’e lanet okumak ülkede infial / isyan yaratmıştır.

İstanbul 4 yıl, 10 ay, 23 gün İngiliz işgalinde kalmış (13 Kasım 1918, 6 Ekim 1923), kentin anahtarını İngilizlere Padişah Vahdettin teslim etmişti. İstanbul’u da, Ayasofya’yı da işgalden kurtaran Mustafa Kemal, Diyanet’i kuran da o! Ali Erbaş da oturduğu koltuğu ona borçlu. Ayrıca Murat Bardakçı’nın açıklamalarına, göre vakfiyede öyle bir metin de yok.

Bir din adamı neden yalan söyler? Neden gerçekleri çarpıtır? Neden kurucusuna ve kurtarıcısına hakaret eder? Çok düşündürücü değil mi?

Mustafa Kemal’in bir bölüm sözde din adamlarınca saldırıya uğraması ilk değil. Şeyhülislam ve İngiliz Muhipler Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti’nin kurucusu Mustafa Sabri, Mustafa Kemal Paşa hakkında idam fermanını kaleme alan kişi. Sevr’in imzalanması için özel çaba harcadı.

  • “Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti kahpedir... Kudurmuş haydutlar, caniler... Eyy Allah'tan korkmayan, eyy peygamberden haya etmeyen mahluklar... Bunların dinsizlik derecesi tasavvur edilemez, cenabı hakkın gazabı ve laneti bunların üzerine olsun... Yunanlara fazla zayiat verdirmek bizim için hayırlı ve menfaatli olamaz, İngilizleri kızdırırız, İngiliz gibi muazzam devlete karşı katiyen kazanma ihtimali yoktur... Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara'dadır..” diyordu.

Fesli Kadir Mısıroğlu “Keşke Yunan galip gelse” diyenlerdendi. Belli ki Ali Erbaş da bunlardan el almış.

Yurtsever din alimleri de var elbette; Ankara Müftüsü Rıfat Börekci, günümüz din alimlerinden Sayın Cemil Kılıç gibi. Kılıç, attığı bir tivitte şöyle diyor:

“İnsanlığın dincilere tutsak düşen dinlerden çektiği nedir Allah aşkına? Tıpkı Muaviye'nin cami kürsülerinden Ehlibeyte lanet okutması gibi, bugün de kürsülerden Cumhuriyet'in kurucusuna ad vermeden lanet okunuyor. Unutma! Bugün minberden isim vermeden Kadir Mısıroğlu'na rahmet, Atatürk'e de lanet okundu. Bu gün Atatürk'ün kurduğu devletin bir memuru, Atatürk'e lanet okudu. Susanın kanı kurusun.” demektedir.

Can Yücel; “Bana ‘Şiirlerinde küfretme.’ diyorlar, usulsüz. Ulan nasıl anlatayım bu kadar o..... çocuğunu küfürsüz?” demektedir.

 

Neyzen Tevfik ise bir şiirinde;

Ben sana _ok demem,
_oklar duyar ar eder.
Bir zerren düşse _oka,
Onu da mundar eder..

diye başlayan ancak 2. dörtlüğünü buraya almaktan bizim de “hâyâ” edeceğimiz dizelerle içinden taşan ölçüsüz isyanı dile getirir…

Geldiğimiz yer burasıdır ve halkın duyarlığı, sinir uçları ile neden bilerek ve isteyerek, adeta kör kör gözüm parmağına oynanır; anlamak ve anlatmak olanak dışıdır!

                                                                  ****

Edebiyat dersinde öğretmen yazılı yoklama yapıyor, öğrenci noktalama işaretlerini nereye koyacağını bilmiyor. Kompozisyon bitince tüm noktalama işaretlerini en sona yazıyor ve “Marş marş, yerlerinize” diyor.

Biz de Can Yücel ve Neyzen Tevfik’in sözlerini nereye koyacağımızı bilmiyoruz,
nereye yakışıyorsanız oraya, marş marş, yerlerinize diyoruz.

Whatsapp
google_160x600