KEŞAN’IN KURTULUŞ GÜNÜ (3)

21 11 2020
310 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

Şimdi gelin; daha önce söz ettiğim olayları ve Keşan’ın teslim alınması olayını ünlü tarihçimiz rahmetli Cemâl KUTAY’ın kaleminden okuyalım:

«Nitekim 20 Temmuz 1920 ile 26 Temmuz 1920 tarihleri arasında Doğu Trakyamız için kadersiz bir çatışma oldu. Üstün Yunan kuvvetleri müttefiklerinden de destek görerek, bölgeyi işgâl etti. Kolordumuzun esas mevcudu Bulgar sınırını geçerek orada kaldı. Kumandanımız da esir düşmüştü. Keşan’da öteki Trakya kasabalarımız gibi Yunan istilâsına uğradı.

Müftü Raşit Efendi’nin akıllı ve basiretli varlığı, asıl bu buhranlı günlerde kendisini gösterdi: Yerli Rumlar her istediklerini yapacak şekilde duruma hakim idiler: Müftü, Rum Despotunu buldu ve O’na, beldenin harap olmaması, sukûtun korunması ve asırlardır süre gelmiş yan yana yaşamanın devamının her iki tarafın hak ve menfaatine olduğunu hatırlattı. Şimdi Tekel Meydanı olan alanda halkı topladılar ve iyi geçinmelerini birbirinin hakkına saygı duymalarını anlattılar. Fakat; Rumların rahat durmayacağını, hatta Yunan telkini ile haydutluğun yayılacağını bilen Müftü, Sarpdere’li Kara Salih’e haber saldı, mukavemet örgütü kurdu. Her basılan Türk evine karşı iki Rum evi basılıyor, her öldürülen Türk’e karşı bir Rum, bir Yunan kayboluyordu!..

Bu gizli, fakat çetin karşı koyma taaa Zafer’e kadar devam etti: Yunanlılar bir kaç defa Keşan’ı yakmakla tehdit ettiler. Müftü Raşit Efendi tehlikenin büyüklüğü önünde, o zaman tek ulaşım aracı olan Demiryolunu kontrolleri altına almış İngiliz-Fransız muhtelit komisyonuna başvurdu, ilgilerini çekti. O tarihte milletlerarası tahkik komisyonu faaliyette idi. Olayı onlara kadar ulaştırmayı başardı ve böyle buhranlı, heyecanlı günler, aylar birbirini kovaladı. Zafer Türk’ün kaderini aydınlattı. Mudanya Mütarekesi ile Trakya’nın gerçek sahibine iadesine mecbur oldular. Fakat; Yunan kini, Rum hayâsızlığı Trakya’nın teslimi sıralarında tümden ayaklanmıştı! Yunanistan’a göç hazırlığında olan Keşan Rumları, silâh zoruyla Türk sürülerini toplamışlar, sınıra doğru sürmüşlerdi. Müftü Raşit Efendi hazırlığı biliyordu. O güne kadar saklattığı silâhları savaş kudreti olanlara dağıttı, ayni zamanda Müttefik Kontrol Komisyonu subaylarını şehre ACELE kaydı ile davet etti. Eski Pehlivan Meydanı’nda(1) karargâh kurmuş olan Yunan seferi heyeti merkezine götürdü ve çalınan hayvan sürülerinin tespitini istedi. Aynı zamanda; Keşan’ın yıkılma kararına dair plânı da kendilerine sundu. Kontrol Komisyonunun devletlerinden «Fiili bir hadiseye sebebiyet vermemeleri» emrini aldıklarını bilen Raşit Efendi, Keşan’ın Türk idaresine geçmesine kadar kasabanın merkezinde İngiliz-Fransız-İtalyan delegelerinin bulunmasını sağladı Öyle tertiple bunları şehrin ayrı mahallelerinde misafir ettirdi ki, bir yangın suikastı olsa, ilk yanacak evlerde bunlar vardı!                 

(1)- Eski pehlivan meydanının olduğu yer, yaşlılarca, bu günkü belediyenin olduğu yer olarak tarif ediliyor.

Raşit Efendi Trakya’yı milli hükümet adına teslim alan Refet Paşa’ya, İstanbul’a gelişinin ilk günlerinde özel olarak uzun bir mektup göndermiş, sadece Keşan’ın değil, tüm Trakya’nın içinde bulunduğu durumu anlatmış, her kasaba için özel tedbir istemişti. Teslim heyetinin başında olan Şakir Bey (eski ekonomi bakanlarından rahmetli Şakir Kesebir) hatıralarında şöyle demektedir:

«Keşan’a, Binbaşı Mehmet Bey kumandasında bir taburumuz, 19 Kasım 1922'de girmiş, kasabayı itilâf devletleri heyetinden teslim almıştı. Ben Binbaşıya Refet Paşa’dan suretini aldığım Müftü Raşit Efendi’nin mektubunun Keşan’a ait kısmını verdim ve kendisi ile temasa geçmesini söyledim. Keşan’a geldiğim zaman Müftü’yü, kasabanın idaresini ele almış buldum. İmzaladığımız protokole göre; teslim muamelesi bittikten sonra, müttefik heyet şehirden ayrılıyor, biz de daha sonra şanlı bayrağımızı başta hükümet binası, diğer resmi dairelere çekiyorduk. Teslim imza protokolünü henüz imzalamıştık ki, coşkun alkış sesleri duyduk. Hep beraber ne oluyor diye dışarı fırladık. Gördük ki, Müftü Efendi, elinde koskoca bir bayrak, yaşından hiç umulmayacak çeviklikle Hükümet Binasına bayrağı çekiyor.. İtilâf devletlerinin zabitleri hadiseyi dikkatle takip ediyorlardı. İtalyan murahhası dayanamadı, gayr-i ihtiyâri bir hareketle, çekilen bayrağa karşı selâm vaziyeti aldı! Ötekiler de; ister istemez katıldılar... Bu vazifeyi yerine getirmesinden sonra Müftü Efendi yanımıza geldi, gözleri yaşlı idi, beni kucakladı ve: «Allah bana bu günü gösterdi... Ölürsem de artık gam çekmem...» dedi. Bu mübarek insanın elini hürmetle öptüm. Ecnebi zabit ve murahhaslar da, yüzlerinde takdir ifadesi, sahneyi dikkatle takip ediyorlardı..»

Raşit Efendi Balkan Savaşından önce Keşan’a Müftü olmuştu. Kendisi Ankaralı idi. Keşan’dan evlenmiş, bu şirin Trakya kasabamızı çok sevmiş ve yerleşmişti. Mütarekeden sonra, Keşanlı olmayanlardan çoğu beldeden ayrıldıkları halde; O kaldı ve kurtuluşa kadar gözünü kırpmadan savaştı. Maneviyatı ayakta tuttu. Maddi gücü, bir zekâ ve dirayeti ile sürdürdü.

1929 yılında, mukaddes vazifesi başında Allah'ın rahmetine intikâl etti...»

Tarihçi Cemâl Kutay, “Cumhuriyetin Mimarları” isimli kitabında Müftü Raşit Efendi hakkında bunları yazmış...

Bu yazımı hazırlarken aklıma Keşan’ın eski günleri geldi ve araştırmalarıma devam ederken; rahmetli Ahmet Göksoy’un sözünü ettiği kiliseye ait olduğu iddia edilen bir fotoğraf buldum. Bu fotoğrafın kaynağı (Arlet Natali Avazyan) ve bu fotoğrafı bir bayram hediyesi olarak, tüm Keşanlılara armağan ediyorum.

Nice; özgürce kutlayacağımız bayramlara…

-BİTTİ-

Whatsapp
google_160x600