KAPALIÇARŞI ÜNİVERSİTESİ

07 02 2020
939 kez okundu
halit.celikbudak@gmail.com

İstanbul’daydım eşimle… Kapalıçarşı Üniversitesi’ni anlatmaya devam ediyorum… Üniversite dediğim yüzlerce yıllık Kapalıçarşı ve etrafındaki hanlar… Kuyumcuların vitrinlerinde imrenerek seyredilen taşlı veya taşsız yüzükler, kolyeler, bilezikler gibi çeşitli mücevherler, hepsi adeta birer fakülte olan bu hanlardaki sadekarların, mıhlayıcıların, cilacıların eserleri… Kapalıçarşı’nın eskilerinden pırlantıcı dostum Arman Safranyan beni önce sadekar Tomas Aba Usta’ya götürdü…

****

Yazmıştım ama tekrarda fayda var… Sadekar Thomas Usta, Çuhacı Han’da efsane Avedis Usta’nın yanında yetişmiş… Hayata gözlerini yuman Avedis Gebenli Usta’yı minnetle anıyor... Babası elinden tutup Kapalıçarşı’daki Çuhacı Han’a yani ‘kuyumculuk fakültesine’ götürmüş. Kapalıçarşı Üniversitesi’nden mezun olmak kolay olmamış… Çünkü buralarda Ahilik geleneği olduğu söyleniyor, ayrıca ustalar da çırakların iyi yetişmesi için biraz sertmiş…

****

Sanırım bu sanat için beceri şart ama hem estetik hem de duygu lazım ilaveten… Yoksa olmaz… Ruhsuz birer süs eşyası olur… Halbuki onların yaptıkları takılabilen birer sanat eseri… Tomas Usta’nın her hareketiyle elindeki yüzükler daha güzele dönüyordu… Yüzükleri eğelerken altın tozları da meşin önlüğe dökülüyor… Altın tozları akşamları küçük fırça ile kutuya dolduruluyor… Bu genelde çırağın işiymiş… Thomas Usta’nın karşısında el işi kolye yapan İstanbullu sadekar Agop Usta, amcası mıhlayıcı Varujan Usta, babası Murat Usta da sohbetimize katıldı… Ardından hep beraber bir hatıra fotoğrafı çektirdik… 

****

Tomas Usta’ya veda edip mıhlayıcı Herman Usta’ya uğradık… ‘Kolay gelsin’ deyip atölyesine girince baktım eğilmiş bir yüzüğe pırlanta mıhlıyordu… Kafayı kaldırıp bizi buyur etti… İstanbullu Herman Ayanyan çocukluktan beri bu meslekteymiş… Çuhacı Han’da Arşak Usta’nın yanından mezun… Koyu Beşiktaşlı… Benim FB’li olduğumu anladı… Konuyu o tarafa da çekti bir ara… Ne olacak bu FB’nin hali durumu…

Renkli, hoş sohbet ve alabildiğine mütevazi… Söze kendini methederek başlamamak yazılı olmayan bir kuralmış Çuhacı ve diğer hanların geleneğinde... Elindeki yüzüğe pırlantayı mıhladı… Ara verdi… Kafa büyütecini bana uzattı… ODTÜ Makine Bölümü mezunuyum ya… Mühendis gözüyle bir taşa bir de taşı tutan tırnaklara baktım… Müthiş bir harmoni içindeydi büyütecin altında… Çeşitli metodları varmış bu işin… Hepsini uygulamalı anlattı… Bir ara elmas taş moda olmuş…

****

Aynı atölyede Jan Ayanyan Usta da vardı… Sadekar… O da Çuhacı Han’da yetişmiş… Sadekarlık konusunda şimdi gençlere ders veriyormuş… O da koyu Beşiktaşlı… Çok öğrenci yetiştirmiş… Öyle böyle değil… Kuyumcu üzerinden gelen bir müşteriye kolye yapıyordu sıfırdan… Tam bir el emeği… Çay içip sohbet ederken onu da izledim… Sanırım kolye eş veya sevgili içindi… Bir kağıda çizmişler kalemle… Değişik bir biçim… Eşsiz olması istenmiş galiba… Ismarlama… Jan Usta ona bakıp altın varağı kesip biçip el maharetiyle kolyenin önce kabasını yaptı… Biz ayrılırken devam ediyordu…

****

Herman ve Jan Usta’ya tam veda edip ayrılırken bir çocuk girdi içeri… Herman Ustaya kadife bir kese uzattı… ‘Ustam gönderdi’ deyip gitti… Herman Usta bana eğilip kesenin ağzını açtı. Baktım içinde uğruna nice canlar verilen, ışıl ışıl parıldayan irili ufaklı pırlantalar… Yüzüklere mıhlanacak… Sordum... ‘Usta alırken ne tarttın ne de saydın…’ Herman Usta bana baktı ‘Bu meslekte herkes birbirini tanır. Güven… Bu işler ustaların namusudur…’ dedi…

 

 

 

Whatsapp
google_160x600