FIKRA GİBİ… (2)

25 01 2021
580 kez okundu
imbik@devrimgazetesi.com.tr

O yıllarda öğretmenlerin milletvekili gibi dokunulmazlığı vardı. Jandarma ya da polis karakoluna çağıramazlar, Milli Eğitim Müdürü ifade alır, gerektiğinde savcılığa sevk ederdi.

Milli Eğitim Müdürümüz Ahmet Bey, “Öğretmenimiz bana bir uğrasın” diyecek kadar kibardı. Yanına varınca beni alıp kaymakama çıkardı ve:

-“O muhteşem mucit bu!” dedi ve kaymakam da suçumu yüzüme tebliğ etti.

Radyoların yıllık vergisi vardı ve vergi kaçakçılığı nedeniyle radyo başına para cezası kesiliyordu. İzinsiz radyo imal etmek de casusluk gibi bir şeydi, yani sonu hapis cezası!

Savcılığa sevk etmemek için, önce takdir edip, sonra bir sürgün cezası ile işi kapatarak, Ödemiş Bozdağlardaki Kızılkeçili köyüne sürgün ettiler! Soruşturma kapanmış ama yurdumun geri kalmışlığının yaraları kapanmamıştı…

Bahar aylarında Bozdağlar'a geldim, İsviçre gibi bir yer! Bozdağların tepesinde son köy Karakeçili, buradan öteye sürülecek yer yok!..

Köyü gezerken, içinde alabalıkların oynaştığı dere boyunda terk edilmiş üç su değirmeni gördüm. Elektriklisi çıkınca, bunların pabucu dama atılmış! Birinin suyu var, kapağı kapatınca tribünden çıkan su insana çarpsa parçalar! Yazık boşa akıyor!

O yıllarda hiç bir köyde elektrik yok. Hafta sonunu dar ettim. İzmir Sanayi Bölgesinde Manisalı Ahmet Tütüncüoğlu’nu buldum. Derdimi anlatınca yardımcı olup, jeneratör için gerekli parçaları bulmamı sağladı: alternatör, voltaj aralığı sağlayan kolektör ve kondüktör, jeneratörün miline monte edilecek kayış ve tribün kanatlarını kaynak yapacağım değirmen çarkı.

Ahmet Bey, o iyi yürekli insan, hepsini köyüme kadar kendi cipi ile getirdi. Bir kaç günde montajı tamamladım. Köy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına kılavuz aydınlatma için kablolar çektim. Açılış için akşam karanlığını seçtim.

Köylü merakla toplanmış bakarken, suyun kapağını açınca, ortalık gündüz gibi aydınlık oldu. Suyun gücü neredeyse on beş köyü aydınlatacak elektriği üretebilirdi. Köylü sevinçten çığlık atıyordu.

 -“Sakın öğretmenimiz icat etti diye kimseler söylemeyin, başıma iş açarsınız” diye hepsine tembih ettim. 

O gece devreyi hiç kapatmadım, nasıl olsa bedavaydı! Sabaha kadar efeler zeybek oynadı, kimi duayla, kimileri rakı içerek karanlıktan kurtuluşu kutladı.

İki gün sonra basıldık! Tüm ilçe jandarması köyü basmıştı!

- Emir aldık, sökün bunları yoksa fena olur!

Söktük…

Kasabaya indim ve -“Sizin mevzuatınıza da, palavra eğitiminize de…” diyerek istifamı verdim.

Oradan denizlere açıldım. Önce telsiz ve güverte vardiya zabitliği, ardından süper tanker süvariliği… 

Yıllar sonra memlekete döndüğümde gördüm ki; değişen bir şey yoktu, sığırlar yine aynı yerde otluyorlardı!

(Öğretmen. Nedim ÇAKMAK)

-BİTTİ-

 

Whatsapp
google_160x600